Dosya : TÜRK YUNAN DOSTLUĞU
Son günlerin müzikteki popüler kavramı TÜRK YUNAN DOSTLUĞU 92.5 Hür Fm'de Akdeniz Rüzgarı ile esiyor.
Hemen hemen herkezin diline dolanan Yunanca şarkılar , kırılan tabaklar çanaklar ve dahası tüm bunlar acaba gerçek bir dostluk mu yoksa popülizim denen canavarın pençesine kapılan bir sömürümü ?
Bunlar tartışıla dulsun Türkiye'de bir radyo programı altı yıldır aralıksız olarak Türk Yunan dostluğuna katkıda bulunmaya devam ediyor. AKDENİZ RÜZGARI Her Pazar 18.00 – 20:00 saatlerınde 92.5 Hür Fm'de.........
Türk Yunan Dostluğu Üzerine :
İstanbul ,bir zamanların taşı toprağı altın şehri ,iki kıtayı birleştiren , kültürel mozaiği ile dünya kültürlerinin buluştuğu şehir.
İmparatorlukların merkezi , kutsal şehir ve bu şehirde uzun yıllar boyunca yaşayan iki kardeş ulus Türkler ve Yunanlılar.
Geçen yüzyıllar boyu bazen dost bazen düşman ama genelde kardeş olan iki ulus.
1453 Mayısı ile beraber doğdukları , yaşadıkları topraklarda azınlık durumuna düşen Bizanslılar ve yıllar boyunca yaşanan polemikler, kavgalar, savaşlar .....
Neydi bizi bize düşüren ,aynı düşüncelere sahip iki ulus neden yıllar boyunca savaşlara , kavgalara yenik düşüyordu , neden anneyi anneye , babayı babaya , kardeşi kardeşe komşuyu komşuya düşman düşüyordu ?
Akdeniz Rüzgarı adlı program 1453 Mayısı ile beraber İstanbul'da azınlık statüsüne düşen Yunan ulusunun,21. Yüzyıla girerken Türk ulusunun azınlık statüsüne giren bu ulusa karşı olan höşgörüşünün bir eseri olarak Türkiye radyolarında 6 yıldır aralıksız olarak yayın yapan ve iki kardeş ulusun barış içinde yaşaması için savaşan bir müzik belgeseli olarak yayın hayatına devam etmektedir.
----------------------------------------------------------
27 Mayısın öğleden sonrası , yıl 1453 , Fatih Sultan Mehmet muhteşem bir alayla at üstünde Topkapı'dan Bizans kültürünün merkezi olan İstanbul şehrine indi.Doğruca Doğu Roma İmparatorluğunun sembölü sayılan Ayasofyaya gitti , atından indi ve kendisini karşılayan halka ve papazlara hayat ve hürriyetlerinin güven altında bulunduğunu rahatça evlerine gidebileceklerini söyledi.
Azınlık statüsüne düşen Bizans kültürünün Türk hoşgörüsü ile karşılaştığı ilk andı bu.
Müslüman Türk ve Hristiyan Yunan halkının dörtyüzyılı aşacak bu süre içinde barış içinde yaşayacakları , kendi örf adet ve geleneklerini ayakta tutacakları periyod, Fatihin bu sözü ile başlıyordu.
Uzun yıllar boyunca birlikte yaşayan Yunan halkı ile Türk halkının geçirdiği birbirlerinin dillerinden , sanatlarından , türkülerinden , oyunlarından , törelerinden etkilenme süreci tüm hızıyla devam edecekti.Bu etkileşim öylesine gelişecekti ki zaman zaman aralarında ortaklığa varan bir yakınlaşmaya kadar varacaktı bunun sonu.
1.Dünya savaşında yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen Mustafa Kemal Atatürkün "önemli olan bizi mahvetmek isteyen emperyalizme ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı milli topluluğumuzca savaşarak zaferi kazanmak " sözü aslında bu iki dost ulusun neden zaman zaman birbirine düştüğününde özetini veriyordu.
Türk Yunan ilişkilerinin tarihçesine bakacak olursak ölünceye kadar barıştan şaşmayan Atatürk komşu dost ülke Yunanıstan'la olan ilişkilerinde de aynı ilkeyi uygulamıştır. Yıl 1930 Yunanistan başbakanı Venizelos 1930 yılı Nobel Barış ödülününün Atatürke verilmesini önerir , Türk Yunan yakınlaşması bunu aksine isteyenlere nispet dahada güçlenir.
Yıl 1934 Atinada Türkiye ve Yunanıstanında aralarında bulunduğu Balkan ülkeleri Balkan Paktını imzalarlar.Buna göre Türkiye bir saldırıya uğrarsa Yunanıstan onun yardımına koşacak aksi durumda ise Türkiye Yunanıstan'ın yardımına koşacak, iki ulus birbirine karşı düşmanca davranışlarda bulunmayacaktı.İki dost ulus artık müttefik olmuştu.
· Yıl 1952 Venizelos Anakara'ya ziyareti sırasında İstanbul'dan ayrılırken şu demeci verir : " Türkiye İle Yunanıstan arasında ki dostane münasebetler o kadar sıkıdır kı , kısa bir zaman sonra iki memleketin tek ülke olduğunu iddia edebileceğiz"
SORUNLARIN BAŞLANGICI:
Ne yazık ki bu güzel dostane ilişkiler ikinci dünya savaşını izleyen yıllarda yine emperyalist güclerin araya girmesi ile yavaş yavaş bozulmaya başlamıştır.Kıbrıs meselasi patlak verir , iki kardeş toplum bir takım belirsiz tahrikler yüzünden birbirine girer, kavgalar , gürültüler , tartışmalar ve dökülen kanlar.İngilizlerin " böl , dövüştür yönet " taktiği
Uygulamaya konulur.Bu taktik kardeşi kardeşe, babayı oğula düşman düşürecek kadar etkili ve olumsuz bir taktirdir.
Tarihte Hindistanda Müslümanlarla Hintlilere uygulanan bu taktik şimdide Kıbrısta yaşayan Türklerle Rumları birbirine karşı kullanmaya girişir.
Ve Fatih Sultan Mehmet döneminde başlayan hoşgörünün anlık bir duraklamaya uğramasına sebep olan olaylar :
6 – 7 EYLÜL OLAYLARI :
Atatürk'ün Selanikte doğduğu eve bomba atılır.Bu olay basında ve kamuoyunda büyük tepkilere yol açar.İstanbul'da el altından Demokrat Parti yöneticilerinin düzenlediği bir nümayiş yapılır.Rumlara ait bütün dükkanlar -evler ile eşyalar talan ve tahrip edilir.Olaylar Türkiye'ye Atatürk Hoşgörüsü ve Barışana yakışmayacak boyutlara ulaşır.Galeyana gelen halk İstiklal Caddesinin önemli sohpet ve kültür mekanlarından olan pastanelerin tamamının yakılıp , yıkılmasına sebep olurken,yüzyıllar öncesinde Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u ilk işgal ettiği gün Ayasofyada Rum halkı ve papazlarına verdiği söz olan hayat ve hürriyet güvenliği burada yok oluyordu.
Bir gurup tahrikçi kesim , Türklüğün özünde yer alan höşgörü , sevgi ve dostluk olgusunun aksine hareket ediyor özellikle rumların oturdukları bütün mahallelere saldırıyor , evler mağazalar tahrip ediliyordu.Olayı yaşayan bir Rum vatandaşımızın anlatımı ise olayların insani boyutlardan ne kadar uzakta olduğunu gösteriyordu:
" Abanoz sokağında genelevler vardı , bu genelevlerin bir bölümü Rum patronlarının evleri idi.O gün bu genelevlerde çalışan sermayeler yarı çıplak sokağa atılmışlardı.İşi alaya alanlar ise "Haydı bugün bedava diye bağırıyorlardı."
Bu gelişmelerin ardından o dönemlerde sayısı yüzbini aşan Yunan azınlık yüzyıllar boyunca yaşadığı topraklarından teker teker göç etmeye başlamışlardı.Bu göç öylesine etkili olmuştur ki 6-7 Eylül olayları öncesi sayısı 150.000 ni geçen Yunan azınlık bugün 1500 kişilik küçük bir kitleye dönüşmesine sebep olmuştur.
Yaşanan talihsiz olaylar , Kıbrıs olayları zorunlu göç ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ıle yüzyıllar boyunca dost yaşayan bu iki ülke insanı karşı karşıya gelir, o sırada İstanbul'da yaşayan Yunanlı azınlık dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in talimatı üzerine gizli bir korumaya alınır.
6-7 Eylül olaylarının ardında kalan kötü izlerin tekerrür etmemesinin amaçlandığı bu talimatta Rum mahallelerinin sıkı güvenlikle korunması ve olası bir olayda meydana gelecek tahriklerden uzak tutulması amaçlanır.Fatih Sultan Mehmet'in verdiğı söz yine uygulanıyordu , Bu topraklarda doğup yaşayan insanlar sayısı gitgide azalsada , birer Türk evladı olarak kendi bireysel ve kültürel bağımsızlıklarını yaşatmaya deam ediyorlardı.
Şimdi bu kardeş kültürün insanları zaman zaman alevlenen tansiyonlarda üzüntü içinde , zaman zamansa barışın getirdiği huzur içinde kültürel bağımsızlıklarını devam ettiriyorlar.
Yaşanan bu kültürel bağımsızlık içinde Hristiyanlık dininin ortodoksluk mezhebinin merkezi yönetim yeri olan Rum Patrikhanesi de , Fatih Sultan Mehmet ve Mustafa Kemal Atatürk'ün derin höşgörüsü ve barış felsefesinin kuşaklara yayılması ile devamlılığını sürdürmüştür.
Onlar dedelerinin yaşadığı bu topraklarda kuşaktan kuşağa yayılan varlıkları ile İstanbul'umuzun gökkuşağında ender rastlanan bir renk oluşturan dostlarımız ,cacik ile cacikinin , rakı ile uzonun bileşkesini oluşturan dostlarımız, her nekadar birer Türk olsalarda içlerinde hiçbir zaman yenemedikleri azınlık olmanın verdiği korku ve endişeye rağmen vatanını , bayrağını , yurdunu seven onun için savaşan ve yaşadığı ülkenin vatandaşlık gerekliliklerini harfiyen uygulayan azınlık dostlarımız.
6-7 Eylül olaylarına rağmen , Emperyalist İngiliz oyunlarına rağmen , bütün olumsuzlara ve talihsizlıklere rağmen yüzyıllar boyunca birbiri ile en çok tartışan ama en çok dost olmayı hakeden komşularımız , Yunanlı dostlarımız.Onlarla sahip olduğumuz ortak kültürel formasyonun getirdiği kardeşlik dürtüsü ile sevdiğimiz dostlarımız Yunanlılar.
17 Ağustos 1999 günü yaşanan ve iki ulusun ortak kaderlerinin bir diğer talihsiz göstergesi olan iki depremde de anladık kı bu iki ulus birbiri ile dost , bu iki ulus birbiri ile kardeş, bu iki ulus depremin getirdiği fiziksel yaklaşımla değil yuzyıllar boyunca yaşadığı ortak kültürel ögelerle daha da yakın olmayı hakeden iki ulus.
1994 yılında yayın hayatına başlayan ve 6 yıldır aralıksız yayınına devam eden Michael'ın yapımcılğını üstlendiği AKDENİZ RÜZGARI , Fatih Sultan Mehmet ile Mustafa Kemal Atatürk'ün derin hoşgörüsünun bir uzantısı olarak Türk Yunan dostluğunda müzikal köprüler inşaa etmeye devam ederken , Türk Yunan dostluğunda müzikal köprü ana teması altında , hoşgörü içinde radyo tüketimi yapan insanlara sunmaya devam etmektedir.
YUNAN MÜZİĞİNDE TURK ETKİLERİ:
· Yunan müziğinin temelinde yer alan bir diğer türde REBETİKO kültürünün bir uzantısı olan REBETİKO müziği.Rebetıko .1 Dünya savaşı ve oncesi yıllarında İzmirde yaşayan ve Rebetes adıyla anılan Yunanlıların kültürünü yansıtan müzik türü olarak tarihten günümüze kadar uzanmıştır.Kökü Türk topraklarına uzanan Rebetıko müziği Yunan müziğinin tarihsel gelişiminde önemli bir rol oynamıştır.
· Yunan müziği ile Türk müziğinde görülen ortak etkileşimler popüler Türk müziğinin ilk kıpırdanma yılları olan 60' larda başlamıştır.Fecri Ebcıoğlu 'nun başlattığı aranjman dönemi ile Yunanlı bestecilerin müziklerine yazılan Türkçe sözlerle tanışan popüler müzik tüketicisi aslında yıllardır beraber içiçe yaşadığı bu kültürle farklı bir biçimde tanışmaya başlamıştı.Bu dönemin örnekleri arasında Özdemir Erdoğanın yorumladığı Kimbilir Belki Bir akşam üstü ve Füsün Önal'ın yorumladığı Senden Başka eser Yunan melodılı yüzlerce aranjmandan sadece ikisidir.
· Altmışlı yıllarda popüler Yunanlı sanatçılar ülkemizi defalarca ziyarate etmiş , Türkiye'de 45likler yapmış ve Türk müziği ile Yunan müziğinin etkileşimine katkıda bulunmuşlardır.
· Türk Müziği ile Yunan müziğinin dostluk köprüsünde etkileşimini sağlayan etkinlikler son on yılda Türkiye'de popüler olan özgün Türkçe bestelerinin Yunan diline çevrilmesi ve Yunan müzik marketinde yerini alması ile dahada gelişmiştir.
· Zülfü Livaneli'nin 1980'lerin ortalarında gerçekleştirdiği Livaneli – Thedorakis konserleri ve bunu takip eden Güneş Topla Benim için adlı ortak albümü ise uzun bir süredir duraklamada olan Türk –Yunan ilişkilerine yeni bir soluk getirmiştir.
· Yunan müziği akla gelince şüphesiz akla ilk olarak Buzuki ve taverna kavramı gelir.Buzuki üç sıra çift telli RE LA RE kurmalı , 28 perdeli 100 cm boyunda ,armoni tablaso sedeften süslü püslü , sapı 3-4 cm genişliğinde bir sazdır.4 oktava sahip olan Buzuki 84 sese sahiptir.Buzuki yunan ana çalgısı olup sahip olduğu tını itibari ile doğu ile batının başarılı bir sentezini oluşturmaktadır.Özellikle 90lı yıllarda bir patlamaya giren popüler Türk müziği sektörü üretimlerinde de karşımıza çıkan buzuki artık bir Türk çalgısı gibi müziğimizin nerdeyse ana sazlarından biri olarak hemen hemen her albümde karşımıza çıkmıştır.
· Türk Yunan müziğinin ortak dostluk çemberi içinde buluşmasına sebep olan bir diger etkende Taverna müziğidir.Sıcak atmosferi Yunanıstan'ın Plakasında yer alan tavernalara Türk İnsanı aslında hiçte yabancı değil.Türkiye'de yaşayan Rumların sahip oldukları küçüklü büyüklü tavernalar o dönemlerde yaşayan vatandaşlarımız tarafından çok iyi bilinirdi.Ekonomimizin temel taşlarından biri sayılabilecek Tavernalar zaman içinde meydana gelen göçünde etkisi ile artık Türkiye'den Yunanıstan'a doğru kaymış ve aslında merkezi ülkemizde olan bu kültürel olgunun komşu ülkemize gitmesine sebep olmuştur.
· Türkiye'de üretilen ve Türk Yunan dostluğuna katkıda bulunan Yunan müzikleri ise iki ayrı platformda incelenebilir.Bir ticari platformda digeri ise müzikal düzeyi daha yüksek olan kültürel platformda:
Kıbrıs olayları ile beraber meydana gelen soğukluğun ardında 80'lı yıllarda başlayan yeni yakınlaşma müziğe de yansımış ve uzun yıllar sonra bir Tavarna Greek 33'lük plağının 1982 yılında Türkiye'de taverna müziği üreten bir rum olan ALEX tarafından markete sunulmuştur.Bu albümü takiben Hayko , Hürşid Yenigün ve Taverna müziğinin market payı en büyük ismi olan Fedon'nun çıkarttığı albümler birbirini takip etmiştir.Müzikal konsepti daha yüksek olan ve ticare done taşımayan albümlere ise örnek olarak Muammer Ketencıoğulunun çıkarttığı Sevdalı Kıyılar , Yeni Türkü'nün Rebetıko kültürünü bilimsel olarak irdelediği Külhani Şarkılar adlı albümü ciddi bir bilimsel araştırma niteliği taşımaktadır.
· Günümüzde Türk - Yunan müzikleri öylesine yaygın bir hale gelmiştir ki artık popüler Türk Müziğine malzeme olmaya başlamış , paparazilere konu olmuş kısacası emperyalist kapitalizmin birer paraçası olmayı dahı başarmıştır.
Dileğimiz bu kültürel yakınlaşmanın ulu önder Atatürk'ün kendi deyişi ile " bizi mahvetmek isteyen emperyalizme" tekrar yem olmaması .

