Sanatçılar kendi aralarında sendikalaşmalı

Sanatçılar kendi aralarında sendikalaşmalı
Teypine son şarkısı "sanatçının kaderi" isimli şarkıyı koydu... Atılay fotoğraf makinesinin hazırlıklarını yapıyor, Sami hemen yanıbaşımda not defterini hazırlamış, ben Kabataş set üstündeki apartman dairesinin denize bakan penceresinden tipi haline dönüşen kar bulutunu seyrediyorum... Esin Afşar'ı 1969 yılının yaz sezonu Boğaziçi içinde bir gece klübünde çalışırken yakından yanımak olanağını bulmuştum. Gösteri kadrosunda o vardı; Modern Folk Üçlüsü vardı; ben vardım. Yanılmıyorsam, hem Modern Folk Üçlüsü'nün , hem Esin Afşar'ın İstanbul gece kulüplerinde ilk yılıydı... Kişi olarak hiç değişmemişti Esin Afşar. Yapmacıktan uzak; sohbeti sıcak ve samimi; ev sahibeliği abartmasız, zorlamasız bir dostluk havasında. Bu bakımdan sporcu deyimiyle, röportajdan evvel ısınma hareketlerini, yani işimiz dışanda hal-hatır sorma jimlastiğini uzatmak gereksiz. Nitekim, ikram faslı biter bitmez, Atılay'ın flaşları patlamaya , Sami'nin kalemi not defterinde dolaşmaya ve benim sorularım birbirini izlemeye başladı: - "Esin nedir bu son şarkının öyküsü? Melodiyi biliyoruz... -"Evet. Orijinal adı 'Arlekino' olan parça bu...Türkçe sözlerini Çiğdem Talu yazdı; orkestrasyonu Timur Selçuk yaptı; vokal'e hep birlikte katıldık: Selda, Çiğdem hatta Timur... "- Bu seçimin bir özelliği var mı?.... "_Var ağabey!.. Bir defa ne zamandır içinde acı veya tatlı kahkahalar olan bir şarkı yapmak isterdim. Bu melodi denk geldi. İkincisi, sanatçıların kaderi beni uzun uzun düşündüren bir konu. Belki dinleyiciye bu alanda bir mesaj ulaştırabilirim diye düşündüm. Esin'in kızı pınar bu arada şarkının sözlerini bir kağıda özenle yazıp bana getirmişti. Melodiye uygun güzel sözler. Ancak "mesajı"ne?... Sanatçı, şarkıcı, elbette günün birinde vaktiyle aldığı alkışları özleyecek; er yada geç, devrini tamamlayınca o alkışlardan ve hayran kitlesinden uzak kalınca tanımlaması zor bir yalnızlık ve burukluk içinde kalacaktır... 'trobadour'lar çağından bu yana hiç değişmeyen bir gerçek bu!... Şarkıda Esin'in yorumlaması güzel; ses kontrolü kusursuz; orkestrasyon ve icra gayet iyi; beklenmedik yerlerde hoş sürprizler var; rahat dinlenen kolay anlaşılan "cici" bir şarkı... Listelerde üst sıralara çıkarsa, nedeni Esin'in tiyatroculuk eğitiminden gelen 'anlatış' tarzı ve özenli bir çalışmanın 'ciciliği' dışında önemli bir 'mesaj' bulmak güç!... Örneğin gene Esin Afşar'ın bir "Dırama Köprüsünde duygulandığı kadar, 'mesaj' bulamıyor, ve etkilenemiyor insan... Şu 'mesaj' konusunu biraz deşmek gerek!... "- Esin, sence her şarkı bir 'mesaj' iletmeli mi dinleyiciye?... "-Kuşkusuz evet!... Kanımca şarkı söylemek, salt eğlendirmek değil artık. Şarkıcı bazı gerçeklerin bilincine tam olarak varmışsa; bu inancını topluma aktarmayı yararlı görüyorsa; yapıtında açık yürekle anlatmalıdır ne düşündüğünü, neye inandığını... Sadece çizgilerden oluşan bir karikatür, altında yazılı anlatı olmasa bile, nasıl salt güldürmekten öte birşeyler anlatıyorsa; şarkıcı da salt eğlendirme ötesi çaba göstermeli birşeyler anlatmalıdır... Anlatmalı, anlatmalı, anlatmalı!. Tamam!... Esin Afşar 'anlatan' şarkıcılar girişiminde önemli bir aşama getirdi sayılabilir bizim müzik dünyamıza. Kutlamak gerek! Ama yine de, onun ağzından alıp okurlarıma iletmek istediğim noktalar var... Röportajım istediğim rotada gitmiyor bir türlü... Klişe sorulara mı yönelmeli? Yoksa Atılay fotoğraf makinesine değişik açılı bir objektif takarken, ben de konuya değişik bir açıdan mı eğilmeliyim?.. Not defterinin sayfalarını doldurup doldurup çeviren Sami'yle göz göze geliyoruz. Bütün rahatlığına karşın acaba biraz huzursuz mu Esin? Sanki cevapları biraz 'yuvarlak' gibi?... Deşmek gerek; deşmek gerek!... Pek beğendiğim bu sanatçıyı üzmek pahasına olsa bile, biraz daha deşmek gerek. "- Esin demin teypte çaldığın şarkıda acaba şu veya bu nedenlerle gece klüplerinden uzak kalmanın bir özlemi var mı dersin? "-Belki!... Biraz!... Ama bu kararı kendim aldığıma göre..... "-Neden aldın bu kararı?... "-Yozlaştı gazino ve gece klüpleri programları. Çok ucuzladı bu uğraşı!... En basit müzik eğitiminden geçmemiş arkadaşlar, rahatlıkla iş bulabiliyor. Sahne öyle olunca, müşteri bu düzeyi kabullenince de işveren kasa hesabında bir değişiklik olmadığını görüyor, belki de haklı olarak, daha kaliteye yönelik program düzenleme gereksinmesini duymuyor. Fakat en önemli nokta, sanatçının sosyal güvenceden yoksun oluşu. Şimdi iki elimin parmaklarını açsam, bir kenarda ilgi gösterilmeden unutulup kaderine terkedilmiş en azından on değerli isim sayabilirim. "-Peki ne yapmalı Esin?... "-Sanatçılar arasında bir dayanışma baş koşul... Gazino ve gece klüpleri sahnelerinde ömürleri törpülenenler, ancak böylesine bir dayanışmayla sosyal güvencelerini sağlayabilirler. Dayanışmanın tohumu, bir sağlam sendikalaşmayla yeşerebilir ve sanatçı 'yarınlarının' kuşkusuna hatta korkusuna kapılmadan yeşeren bu tohumun çiçeklerinden meyvelerinden nasibini alacağını bilir, bu rahatlıkla verebileceğinin en iyisini vermekten öte kaygı duymaz.... "-Güzel!... Ben bu, veya buna benzer sözleri yıllardır dinlerim. Kim yapacak bu girişimi? Kim başlayacak sanatçılar arsında dayanışmanın yerleşme işlemine ve de gerekirse sendikalaşma yoluna gidilmesine?... Esin durakladı: "-Sanırım biz!... Üstelemedim. O da biliyordu, ben de biliyordum. Sizin de bilmenizi isterim değerli okurlarım. Tablo şudur: 1-Sanatçı belirli bir düzeye gelmiştir. Bugünkü "gazino" çalışma koşulları içinde "yer etmişse" patronlar, onun rahatını bozmamak için, dediğini dedik çaldığını düdük kabul ederler. Kasa hesapları ona göre ayarlanmıştır. Bu rahatlığa (hele yaş ortamı bir parabol ortasındaysa) böylesine bir uğraşıya, polemiğe, hatta fikir savaşına girişecek vakti ve yaşantısı uygun değildir... 2-problemin asıl derdini çeken "yer etmiş" meslekdaşlar ise ekmek parası peşindedirler... Böyle bir "girişimin " daha "g" harfi ağızlarından çıkmadan kenara itilivereceklerini bilirler. Çünkü geride, hemen yerlerini doldurmaya hazır, herşeyi kabule nazır, "işporta" ürünleri sıra beklemektedir. 3-Altı sanatçıdan oluşan bir gösteri programında, daha altıncı gün dolmadan, o altı sanatçı zaten birbirlerine girerler... Esin Afşar'ın eşi, Sayın Şener Aral, meslekten olmadığı için söze karışmıyordu. Ama , aydın bir kişiydi, sağlam bir kültüre dayanan anlayış radyasyonu, aslında Esin'le konuştuklarımızın bir "romantizm" ötesine geçmeyeceğini gayet iyi seziyordu. Ya da bana öyle geldi. "armudun" ancak "piştikten sonra " ağzımıza düşmesini bekleyen bir ortamın sanatçılarıydık. Kimin vakti vardı, armut ağacına aşı yapacak? Kimin yaşam koşulları uygundu, bu meyvenin yenir hale gelmesi için dal budayacak?... "Evrimciliğe" inanıyorduk ; tamam!... Ama ülkemizdeki sanatçı, o düzeye geldikçe, o kavramdan uzaklaşıyordu... Esin Afşar'ın projeleri var: "Dayanışma" adlı bir şarkı..... İlk fırsatta bir "long-play".... Belki bir müzikal.... Saptanmış konserler.... Uluslararası Festivaller.... Gazino çalışmaları kesinlikle yok... Fakat; tek konserler , TV showları, plak çalışmaları istim üstünde.... Atılay fotoğraf makinesini kutuya yerleştirdi; Sami not defterini kapattı; ben içkimin son yudumunu göçürdüm. Esin Afşar, "SANATÇI KADERİ" isimli şarkısının bandını yeniden teype koymuştu. Kar dışarda fırtınaya dönüşmüştü. Doğrusu bizim ekip, şarkının "mesajını" biraz unutmuş, hangi yoldan geriye döneceğiz kaygısına kapılmıştı.... Esin yapmacıktan uzak; ilk tanıdığım gün gibi sohbeti sıcak, abartmasız candan ev sahibeliğiyle uğurladı bizleri.... (Hey – 1976)
01.01.2009
FACEBOOK
İNSTAGRAM