Livaneli Günleri
Son derece popüler olmasına karşın niteliğinden taviz vermeyen Livaneli müziği ülkemizin kültürel mirasıyla batılı formları birleştiren bir içerik taşır. Bu özelliğiyle de kültürel kimliğimizin oluşmasında adeta bir kilometre taşı gibidir. Zülfü Livaneli albümleri içinde
"Günlerimiz", belki de en maceralı hazırlanış öyküsüne sahip olanıdır. Daha sonra pek çok insanın belleğinde yer tutacak olan besteler, yollarda yapılmıştır diyebiliriz. Avrupa kentleri arasındaki tren yolculuklarında, uçuşlarda, garlarda beklerken, geceleri Orta Avrupa ayazında, gotik kentlerin büyük ve ıssız alanlarında Türkiye'yi düşünerek dolaşıp, ezgiler mırıldanırken.
Livaneli müziğinin değişmez baş kahramanı olan Türkiye'nin, 1980 darbesinin ağırlığı altında ezilmeye başladığı 12 Eylül 1980 günü Türkiye'den beş kişi, o zamanlar henüz iktidarda olmayan François Mitterrand ve Jack Lang'ın davetiyle Güney Fransa'da buluşmuşlardır: Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Mümtaz Soysal, Çetin Altan ve Zülfü Livaneli. Darbe yapıldığını burada haber alan beş kişi, uluslar arası topluluktan sıyrılıvermiş ve kendi dertlerini düşünmeye koyulmuştur.
Livaneli için ise Türkiye yaşamı bir kez daha bitmiş, yeniden Avrupa yollarına düşmüştür. (Düşe kalka yollarda-Paramparça dillerde-Bir yanım burada kalmış- Bir yanım o ellerde- Benim gibi, benim gibi olmuş var mı kullarda). Stuttgart'taki Lizst caddesi 5 numaradan, Paris'teki bir öğrenci yurduna, Atina'da Maria Faranduri'nin evinden Yaşar Kemal'le birlikte gideceği Stockholm'e uzanan bitmez tükenmez yolculuklar dönemi başlamıştır. Alman televizyonları için film müzikleri, konserler, Atina'da plak çalışmaları derken bu yolculuklar yavaş yavaş yeni bir albümün şarkılarını ortaya çıkarmıştır.
Zülfü Livaneli'nin belki de en hüzünlü albümüdür bu: Yuanistan'da yazdığı "Kardeşin Duymaz Eloğlu Duyar", Bedri Rahmi'nin şiirinden bestelediği "Yiğidim Aslanım", "Günlerimiz", "Umudu Kesme Yurdundan" gibi şarkılar, önce cinayetlerle, sonra darbeyle acı çeken ülkeye yakılan bir ağıt tonuna bürünmüştür.
Albümün kayıt yeri Paristir. Tülay German ve Erdem Buri ile geçirilen gecelerin, sohbetlerin ve müzikal işbirliğinin tınıları albüme egemen olmuştur neredeyse. Bu müzisyen çiftin yakın
arkadaşları olan François Rabbath da girmiştir devreye. Rabbath o sıralarda Paris Opera Orkestrası'nda kontrbas çalmaktadır ve bu çalgının gerçekten de çok büyük bir üstadıdır.
Bu yüzden bazı parçaların girişinde flüt sanılabilecek bir ses çıkarabilmektedir. Kontrbas ve sazın armonik kullanımının yarattığı içtenlik ve duygu yükü albüme derinlik kazandırmaktadır.
Tülay German'ın sesi de öyle. Livaneli ve German, sanki şarkı söyler gibi değil de yaralı ülkenin insanlarının kulaklarına teselli sözcükleri fısıldar gibidirler. Derken albümle ilgili bir başka şans ortaya çıkmakta gecikmez. Çünkü Moğollar grubundan Cahit Berkay ve Engin Yörükoğlu da Paris'tedirler. Onlar da albüm kaydına katılmayı kabul ederler. Orkestra şefi Erol Erdinç de Paris'te oturmaktadır. Bu değerli müzisyenin düzenlemeleri ve piyanosu "Günlerimiz"in kazançlarından birisi olmuştur.
Sonunda albüm ortaya çıkar. Türkiye'de Balet Plak, Avrupa'da ise, Livaneli'nin o sıralarda üç albümlük bir anlaşma yapmış olduğu, Ariola (Bertelsman) etiketiyle sunulur. Ve Livaneli'nin klasikleşen albümleri arasında yerini alır. 1978 yılında "Nazım Türküsü"nde umudun ve mutluluğun türküsünü söyleyen Livaneli, "Dağlara Küstüm" demekte ve ülkesine ağıt yakmaktadır. Çünkü herkesin yüreğini kocaman, kapkara bir el sıkmaktadır.
Bu ağır dönemin toplumsal ve müzikal dokusunu yansıtan grafik çalışmayla desteklenen "Günlerimiz" albümü acılı insanların feryadını tadı benzersiz besteleri ve müziğiyle yıllardan beri dillerden düşmeyerek yansıtmaya devam ediyor. Tabii ki müzikseverlerin nostaljik duygularla vazgeçemeyecekleri bir albüm olma özelliğini de.

