Unutulmayanlar : EROL EVGİN
16 Nisan 1947 tarihinde, bol erkek çocuklu Evgin Ailesi'nin son oğlu olarak dünyaya gelen Erol Evgin'in müzikle tanışması hayli eskiye dayanıyor. Henüz dört yaşında bir çocukken radyo dinlemeye başlaması, dolayısıyla müziğe olan tutkusuyla anımsanan Evgin, sinlediği ve ezberlediği tangolarla gençlik çağlarına adım atmjıştı.
İstanbul Erkek Lisesi'ndeki öğretmenleri tarafından keşfedilen berrak sesi ve doğru yorumu sayesinde okul konserlerinin vazgeçilmez ismi olmuştu. Müziğe olan tutkusu, 1964 yılında karşısına çıkan fırsatla bütünleşince ortaya Erol Evgin ismi çıkmış oldu.
Erol Evgin, 1964 yılında, Caddebostan Gazinosu'nda ilan edilen Amatör Ses Yarışması afişini görünce, yaşamını değiştiren bir karar aldı ve bu karar, kendisine "kral"'lık ünvanı getirdi. Yine aynı gece, dönemin ünlü gece klüplerinden biri olan Klüp K'nin sahibi Metin Bey'den solistlik teklifi alan Erol Evgin, verdiği olumlu cevapla bir yıl sürecek olan klüp macerasını da onaylamış oldu. Babasının tepkisinden çekindiği için bir yıl boyunca gizlice sahneye çıktı. Fakat yaşadığı bir olay, kafasında beliren sanatçı imgesini netleştirmişti. Bir akşam klüpte şarkı söylerken, kendisini kimsenin dinlemediğini farkeden Evgin, alacağı yevmiyeyi reddetmesi üzerine patronunun söylediği "Sen de dinletseydin" sözünü uzun süre düşünmek zorunda hissedecekti kendini.
Liseyi bitirdiği yıl olan 1965'te üniversite sınavını kazanamayınca, babasının direktifleri üzerine, Mersin'de inşaatçılık yapan ağabeyi Arif'in yanında puantör olarak bir yıl çalışan Erol Evgin, bir yıl sonra okuma hakkını kazandığı Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki öğrenciliğine başlamak için genç bir mimar adayı olarak İstanbul'a döndü. Bu dönemde, ünlü müzisyen Şerif Yüzbaşıoğlu'nun orkestrasında solist olma teklifini reddetmeyerek müziğe kaldığı noktadan devam etti. Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası'nda bir yıl boyunca, dans müziği yorumlayan Evgin, mimarlık eğitiminin yoğunluğundan ötürü orkestradan ayrılmak zorunda kaldı. Bu ayrılığın ardından Modalı arkadaşlarıyla beraber Moda Beşilisi'ni kurdu ve yalnızca hafta sonları İstanbul Yelken Klübü'nde sahne almaya başladı.
Eğitimini bitirdiği yıl Akademi'de öğretim görevlisi olarak bir süre çalışsa da müzik tutkusu ağır bastığı için bu deneyime de dayanamayıp son verdi.
1969 yılında o zamanların prodüktörü olan Aykut Sporel ile tanışmasının ardından ilk 45'liğini çıkaran Evgin, ne yazık ki beklediği çıkışı gerçekleştirememişti. "Eski Günler&Sen" adlı iki parçanın yer aldığı bu plak, hedeflenen başarıya ulaşamasa da Erol EvGİN, trt ZİYARETLERİ SAYESİNDE ÖZELLİKLE Ankara halkının tanıdığı bir sima haline gelmişti.
Bir süre daha aranjman parçalar söylese de, '70'lerdeki folk müzik akımına uyarak, ikinci plağını "Gurbet Türküsü&Aç Yüzünü Göreyim" adlı iki folklorik şarkıyla çıkardı. Daha sonra, ünlü şairlerin şiirlerini besteledi, bu parçalar da ses getirmedi. Fakat 1974 yılında "Gel de Yanma" adlı parçası, Erol Evgin'in müzikal kimliğinin habercisi olacak nitelikteydi.
Bugüne dek hafif müzik dünyasında beğeni toplayan bir ses olma özelliğini koruyan Erol Evgin'in asıl patlaması; önce Çiğdem Talu, daha sonra da Melih Kibar'la tanışıp ortak çalışma kararı aldıkları zaman oldu. 1975'teki bu tanışma; önce ortaklığa, ardından ekip ruhuna ve dha sonra da kopmaz bir dostluğa dönüşecekti. "Tanrım Bu hasret Bitse" adlı parçayla yıldızı birdenbire parlayan bu üçlünün asıl bombası, 1976'da çıkardıkları 45'lik olan "İşte Öyle Bir şey&Sevdan Olmasa" oldu. İşte bu plak Erol Evgin'e ilk Altın Plak Ödülü'nü kazandırdı.
Bu büyük çıkışın ardından gelen "Bir de Bana Sor", "Etme Eyleme Canım" ve "İçimdeki Fırtına" adlı parçalar uzun süre liste başı olma başarısını gösterdi. Bu başarı grafiği, Erol Evgin'in sanat yaşamındaki zirvelerden yalnızca birkaçı idi.
Uzun süre bu verimli ortaklık, Çiğdem Talu'nun aniden bozulan sağlığı ve Melih Kibar'ın aranjör olma kararıyla sarsılmıştı. İşte tam bu dönemde müzikten uzaklaşan Erol Evgin'e, Egemen Bostancı'dan "Hisseli Harikalar Kumpanyası" adlı müzikalde rol alması için teklif geldi. Bu teklif iki yıl sürecek müzikal macerasının ilk adımıydı.
1983 yılında ikinci Altın Plak Ödülü'nü "Söyle Canım" adlı parçasıyla alan Erol Evgin, aynı yıl, kolları sıvadığı ikinci müzikal olan "Şen Sazın Bülbülleri"nde de başrolü üstlenmişti.
Bir süre POPSAV Başkanlığı görevini sürdüren Erol Evgin, bugüne dek çıkardığı pek çok albümdeki istikrarlı sanatçı tavrından hiç ödün vermedi.
Kaynak : Popsi Dergisi

