Notice: getimagesize(): Read error! in /home/u9853860/muzikhabercisi.com/controller/post_nh.php on line 185 Müzik Habercisi :: Nostalji Haberleri :: FERDİ ÖZBEĞEN ,Romantik Piyanist

FERDİ ÖZBEĞEN ,Romantik Piyanist

Popüler Türk müziğinin romantik piyanisti , bir döneme imzasını atan ölümsüz romantik şarkıların yorumcusu , Türkiye'de orkestraları piyanosuna sığdıran ilk müzisyenlerden .Onunla 1999 yılında çıkarttığı "Kandil – Best Of" albümü ve müzikal< hayatı üzerinde konuştuk. - Ferdi Özbeğen ne zaman müziğe başladı ? -1963te başladım. 2 ağustos 74 yılında tek başıma çalışmaya başladım. 1977 yılında ilk albüm çıktı. 78 de artık bütün Türkiye beni tanıyordu. Bu 90 yılına kadar devam etti. -Nasıl oldu Ferdi Özbeğen'in müziğe girişi , biraz o yıllara dönebilir miyiz ? -Ben üniversitede İktisat fak. Okuyordum. İzmirliyim. Dış işleri mensubu olmak , politikacı olmak istiyordum.Çocukluktan böyle bir amacım vardı. Yani müzik nedense gizli bir sevgilimdi. Fakat sonradan babamın ölümü üzerine üniversitenin yarım kalması bir takım ailevi nedenlerden dolayı müziği denemeye başladım , baktım ki o işte başarılı oluyorum. Uzun süre orkestra mutfağında çalıştım. Uzun süreler her tür eğlence yerinde lokalde çalıştım. 1974 yılında da İstanbul Çınar otelinde çalışırken orkestram Çınar otelinin greve girip kapanmasıyla beraber ben tek bama çalışmak zorunda kaldım. Çok değerli bir müzisyen ustamın yanında çalışmaya başladım. Şefik Uyguner'in yanında çalışıyordum , o ama ufak bir ekip içinde belli bir kesime hitap ediyordu. Ben yaptığım müziğin tüm Türkiye açısından tanınması amacını güttüm ve 1977 yılında albümü yaptım. 1. plağımda kimsenin bana çok fazla müdahalesi olmadı.
FERDİ ÖZBEĞEN ,Romantik Piyanist
-Aranjörlüğünü kendiniz mi yaptınız ? - İkinci ve üçüncü plakta Norayr Demirci ile çalıştım. "Sohbet" adlı plağımdan altın plak aldım, "Mutluluklar"dan da platin plak ve altın Piyano aldım. Yani o zamanlar bu ödüller gerçekten veriliyordu. Satış rakamları ve popüleriteye gazetelerin yılın sanatçılığı gibi kriterlerle veriliyordu . Bu uzun süreler böyle devam etti. 1990 yılında yeni nesil iş başına gelince bizde biraz kenarda oturalım dedik. -Türkiye'de İlhami Gencer'den sonra ilk piyanosuyla şarkı söyleyen kişi diyebilir miyiz ? -Türkiye'de eğlendirici piyanistlik unsurunu ilk defa geniş halk kitlelerine taşıyan kişi derseniz daha doğru olur. -O zamanlar neler yapıyordu Ferdi Özbeğen ? Nasıl geçiyordu, bu günün şartlarına baktığımızda.. -Şimdi bütün bu şarkıların oluşumunda Ülkü Aker ve Osman İşmen var tabii ki. Bu şarkıların tümünün oluşmasında onların büyük rolü vardır. Yaşamımızın içinde gizli şarkılardı onlar , bu şarkılara belki fazla romantik gibi geliyor şu anda gençlere , ama biraz dikkatli dinlerlerse çok gizli bir dinamiği olduğunu görecekler.Ümit veren sevgileri, ümit veren dostlukları, ümit veren arkadaşlıkları ve geleceğe bakışı simgeliyor bu şarkılar. Ben hiçbir zaman kendimi geriye götürecek ve insanları umutsuzluğa sevk edecek şarkılar yapmadım. Yani karamsar şarkılar üretmedim. Zaten Ülkü Aker söz yazarı olarak çok deli dolu bir insan , hep müpet düşünen biri.
FERDİ ÖZBEĞEN ,Romantik Piyanist
-Neden piyano ? -Ben Süleyman Nazif sokağında büyüdüm Aliye Gergel yaşamıştır. Acem Yan meşhur piyano virtözü yaşamıştır.Onun bir galerisi vardı. Ben 3-4 yaşımda gider o piyanolar arasında saklanırmışım . . Biliyorsunuz şimdi artık çok iyi eğitim görüyor gençler ve önceden bir gencin ne olmak istediği hangi branşı seçmek istediği çok iyi biliniyor. Ama bizim zamanımızda deneme sınama yoluyla bir yere geliyordu.Ben bu kadar iyi bir yere geleceğimi bilseydim müzikte, politika tahsilim yerine müzik tahsili görmek isterdim. Ben şimdi özel dersler alarak bir yere geldim.Ama hem alaydan , hem ocaktan, hem bucaktan geçmek daha güzel. Tek kişilik bir orkestraymış gibi çalıp okuması gerçekten müesseseler içinde daha avantajlıydı, 5-6 kişilik bir müzik gurubunun maliyeti daha fazlaydı , tek bir piyanist ve bütün bunlarla üstleniyordu..Hala Türkiye'de ve Türkiye dışında tek piyano çalıp eğlendirici piyanist unsuru olarak binlerce meslektaşım çalışıyor.Ve ben sanki her gece onların her birinin hayır duasını alıyorum. Yani bir sektör, bir iş kolu oldu. Müziğin kötüsü olmaz yeter ki , doğru çalınsın, düzgün icra edilsin, iyi okunsun. Yoksa hiçbir branşın bir branştan üstünlüğü yoktur. Anca sen onu seversin ya da sevmezsin. -Piyanistlere bakışınız nasıldı ? -Hepsi benim çocuğum . Kendi doğurduğum bir mesleğin içinden çıkmış bunlar hepside çok başarılı olmuş ne bileyim... Bir Ümit Besen, Cengiz Kurtoğlu, Nejat Alp, Metin Kaya, Arif Susam, Ersan Tekin ... Bunların hepsi Türkiye'de gerçekten yıllarca kahır çekmiş Türk popüler müziğini sırtlarında taşımış ve gerçektende azcık paralara yani şimdiki endüstriyel hale gelmemiş döneme oranla bizler hepimiz çok kahır çektik. -1977-1981 yıllarında bayağı bir albüm üretmişsiniz.Bu nasıl oldu ? -Acaba doğru mu yaptım diye çok düşündüm. Çünkü bir talepti. Ama doğru yaptım hiç olmazsa şu anda çok rahatım. O albümlerde gözden kaçan o kadar güzel şarkılar var ki şimdi artık bunları bugünkü ortamda yeniden yorumlamak isterim. Nice yıllara Eskimeyen Dost Hata Bir sır gibi- 1982 Seviyorum Delicesine-1983 Piyanist-1984 Sizin Seçtikleriniz- 1984 Bu gün yapılan nostaljiyi ben 1984 yılında yapmışım.O bir gereksinimden doğdu plak şirketi bir takım sorunlar yaşıyordu. Bu sorunlardan bir an evvel kurtulup düze çıkmamız için bir anda kendimi ateşe attım , "Sizin Seçtiklerinizle" adlı albümü yapmakla ticari bir çalışmaya imza attım ve çok tutuldu. Çok sevilen şarkılar vardı. "Beni Hatırla", "Eski Dostlar" falan.... Oturdum o anda Türkiye'nin en çok sevdiği 12 sanatçıyı aldım.Alt alta yazdım ve onların her birinin en sevilen şarkısını da yanına yazdım ve albümü bir anda çıkarttım
FERDİ ÖZBEĞEN ,Romantik Piyanist
- Pop müzik alanında da albüm çalışmalarınız oldu . Bu o dönem için farklı bir şeydi , bu nasıl oldu ? Piyanist 1984 Belki bir gün-85 Sana ihtiyacım var- 1986 , içinde pop müzik şarkılarının olduğu albümlerimdi. Sevdiğiniz şarkılar-1987 adlı albümümde Türkiye'de ilk kez krom dioksit kaseti çıkarttım. Türk pop müziği yada Türkçe sözlü müzikte ilk defa krom dioksit kaset bu albümde benle hayat buldu.. Hem normal üretim yapıldı, hem de krom çok pahalı bir şeydi .Albümü hem normal kaset hem de krom dioksit kasette piyasaya sunduk.Bu albümü Senden Sonra-1988 ,Yaktı Geçti-1989 ,Kara Sevda-1990 ,Şarkılarım – 1991 , Davacı Değilim –1992 takip etti. -Sizin 1984 te yaptığınız büyük bir konser var. Şan tiyatrosunda kii bu konser nasıl oluştu ? - Ben öyle bir hayalini kafama takmıştım.Ama o projenin gerçekleşmesi sanki bir mucize gerektiriyordu. Çünkü 40-45 kişilik bir Devlet Senfoni Orkestrasının Şanın sahnesine getirmek ve bir piyano koymak ve bunu bir orkestra şefi eşliğinde bir resital halinde konser vermek şuan da dahil pek hayal edilecek bir şey değil , o işte özveri konusu ön plandaydı. Yani bir yaz rahmetli Egemen Bostancıya ben Marmariste böyle bir şey hayal ettiğimi söyledim. Mustafa Oğuz falan hep beraber otururlarken ben oradan ayrıldıktan sonra arkamdan " bu biraz üşüttü galiba" demişler benim için , hani çünkü mümkün değil onlar çünkü daha doğrusu ben anlatamadım derdini ben profesyonel olarak para kazanayım demedim onlara. Oysa ben bunu kendi sanat adıma ve kendi mesleki onurum için yapmam gereken bir şey gibi düşünüyordum. Sahnelenmesi gereken oyun sahneyi açamayınca Şan Tiyatrosunda bir şeyler yaparak arayı doldurmaları gerekti. Bana "sen ne yapmak istiyordun biz tam hatırlamıyoruz" dediler.Çağırdılar beni , .Ben de böyle böyle diyerek konser hayalimi anlattım , ama inanır mısın hiç kimsenin gözünde bir ümit ışığı yoktu.Yani herkes kendimi ateşe atıyorlar zannettiler. Bir tek ümitli olan ben ve Osman İşmen'di. Çalışmalara başladık ve biz bu konserlere başladık . Fakat 1. günü hiç unutmuyorum. Duyuramamıştık şimdiki gibi kolay duyurma araçları yok o zaman, bunun sonucunda 1200 kişilik tiyatroya ilk günü 400 kişi geldi.. Bende hemen o konserden sonra kulakları çınlasın Hürriyet Gazetesinden Hami Alkaner vardı ona telefon ettim , hayatımda hiç gazetelere , radyoculara, televizyonlara telefon edip bir şey istemem ama çok paniklemiştim. Dedim ki "Hami ağabey ben konsere başladım ama duyuramadım".Ertesi günkü Hürriyet gazetesinin arka sayfasında altında böyle minik bir şekilde yazı çıktı. Nasıl bir mucizedir ki o demek ki insanlar o zaman çok daha dikkatli gazete okuyorlardı , inanır mısınız 2. günden itibaren daha doğrusu 3. günden itibaren 1500 kişi her gün hayatımın en onurlu, en gururlu , en unutamadığım ve ölmeden muhakkak tekrar etmesini istediğim günler yaşattı bana . Yaşadığım sürece bu sanatı yaptığım sürece ki daha ben uzun yıllar bu mesleği yapabilecek güçte ve enerjide hissediyorum kendimi, muhakkak bunu başaracağım. 46 gece aşağı-yukarı 60-70 bin kişilik bir kalabalığa seslendim. Ben hiçbir şekilde para kazanamadım.O konuda tamamen masrafları halk için yapıyordum. Çünkü bu güne kadar albümümü alan ve beni yakından göremeyen insanlar için dinleyemeyen insanlar için yapmak istiyordum o konserleri. 1000 liraydı bilet.1000 lira normal şartlarda o günkü koşullarda da kurtarmazdı ama olsun. 1984 yılında piyanist albümümüz 1000 liraydı.Bir kaset fiyatına konser yapmıştık, 40 kişilik bir orkestra eşliğinde halk konseriydi bu , aslında bu bir mucizeydi. Böylece ödeme güçlüğü içinde olan insanlarda gelip çok güzel rafine ve elit bir konser izleyebilmişti. -Film çalışmanızda oldu Banu Alkan'la birlikte piyanist albümünün hemen sonrasında -Ondan öncede oldu 1979 da Gülşen Bubikoğlu ile "Tanrıya feryat" adlı filmi çevirdik. O filmlerde şöyle bir amaç vardı. Daha öncede bir yerde söyledim. Türkiye'de bu günkü gibi olanaklar yoktu , yani her evde kaset çalar, CD çalar yoktu bugünkü gibi. Ülkemizin en ücra köşesinde dahi bir evde kaset çalar ufakta olsa büyükte olsa bir şey bulunuyor şimdi. Ama o zaman yoktu o zaman insanlara sanatçılar ancak film çevirerek kendilerini tanıtabiliyor, ulaşabiliyorlardı. O bakımdan Oscar alalım diye bu filmleri çevirmedik.tabii ki Amacımız kendimizi oradaki vatandaşımıza tanıtmaktı , yüzümüzü tanısınlar , şarkılarımızı dinlesinler. Zaten müzikal bölümleri daha fazla olan filmlerdi. Banu Alkan'la çevirdiğimiz filmin açılış şarkısı "Her Gece" idi. Daha çok şarkıların yer aldığı bir nevi lokalde şarkı söylerken yada konser verirken müzik ön plandaydı.Günümüzde yorumcular film yapıyorlar daha çok parayı kazanmak için çok az şarkıların yer aldığı... -Video Klip olgusu sizin yoğun müzik ürettiğiniz dönemde yoktu ? -Evet 400 şarkım var hiç klipim yoktu. Ama ilk defa olarak "Kandil"de 1999 yılında klip yaptık çok hoş oldu, ağır bir klip oldu.Çekim görüntüleri falan var. Çok profesyonel bir ekip ATV nin kendi gurubu çekti ve benim ne düşünüyorsam ne istiyorsam daha da iyisini güzelini yaptılar.Benim amacım yüzümü 12-18 yaşa tanıtmaktı. -Yıllarca gece müzik çalışması yaptınız , fuarlar devam etti. Peki iyi para kazandı mı Ferdi Özbeğen geçmişine baktığında ? -Şimdi kimseye muhtaç olmadan yaşantımı bu kadar yıl geçirebildim. Ama şimdi iyi para anlamı nedir ? Hiç fazla mal mülk gibi bir şeylerim olmadı ama ne bileyim oturacak evimi alabildim, kullandığım arabamı alabildim. Ve bugüne kadar da kimseye gidip 50 lira verin demediğime göre yaşadım, yani benim için para amaç değil araç oldu..Çünkü kişiliğimi paranın önünde taşıdım. Ve her yerde çok zengin insanmış gibi muamele görüyorum. Kaynak : Mart – 1999 Michael Show Radyo yayını.
01.01.2009
FACEBOOK
İNSTAGRAM