Buray: "Serüvenim Ferhat Göçer Şarkısı ile Başladı"
Beste yapmaya Gözde Ançel'le beraber başladık. O edebiyat tarafında, ben ise beste tarafındayım. Kendisi Avustralya'da kilometrelerce uzakta, ama çok iyi bir uyum var aramızda. Ferhat Göçer'in seslendirdiği "Unutmuş Çoktan" adlı şarkıyla başladı serüvenimiz. Selim Gülgören, Mustafa Ceceli, Koray Avcı ve Ziynet Sali gibi şarkıcılara da verdik şarkılarımızı.
Kehanet'in Şarkıları Antalya'da Doğdu
Yeni albümüm "Kehanet"te yer alan 12 şarkının çoğu yeni bestelendi. Bir tek "Bir Ömürlüğüm"ü tekrar yorumladık. Gözde Ançel Antalya'ya gitmişti, ben de gitarımı alıp Antalya'ya gittim. Antalya'da sahilde kumsalda oturup çalıp söyledik ve şarkılarımızı böyle bir ortamda kaydettik. Şarkıların yedi, sekiz tanesi oradaki bu çalışmamız sırasında doğdu. Bize deniz ilham veriyor onu anladık. Bazen ben melodiyi veriyorum, sözü Gözde yazıyor; bazen Gözde sözleri söylüyor, ben armonileri yapıyorum, bazen de ben nakarat buluyorum o boşlukları dolduruyor. Her şarkıda değişik çalışma tekniklerimiz var. İkimiz yan yana isek o an doğan çok bestemiz var demektir.
Albümde Çok Derin Mesajlar Var
Albümün adı "Kehanet". Hem ilginç bir isim, hem de bizim albümümüzde de geleceğin ne getireceğini bilemezsin teması var. Bu ismin albüme çok yakışacağını düşündük. Ben bazen bu şarkının sözlerinin içinde kayboluyorum. Çok derin bir anlamı var. Albümün kapağındaki fotoğrafım biraz agresif. Buray büyüyor. Birazcık değişiyor. Albümün şarkılarında isyan var. İsyankar bir Buray göreceksiniz bu albümde. Hırçın bir Buray karakteri ve şarkılarda.

İlk Klip: "Aşk Bitsin" Oldu
Çıkış şarkımız "Aşk Bitsin" 'i Antalya'da sabahın 3'ü gibi dalgalar kumsala vururken, o atmosferden aldığımız ilhamla yaptık. "Aşk Bitsin" aşk açısı çeken bir adamın kurtulamamasını, onu bırakma isteğini ama cesaret edememesini anlatıyor ve dayanamıyor "Aşk Bitsin" diyor. Aşk bitsin yenileri başlasın.
"Aşk Bitsin"'in klibinde ilginç bir senaryomuz var. Yıpranmış, perişanları oynayan bir kahramanımız var onu canlandırmaya çalıştık. Klip yönetmeni "Senden biraz oyunculuk bekliyoruz" demişti. Ben normalde pozitif ve şen şakrak biriyim. Beni perişan, sinirli gören bir arkadaşım olmamıştır gerçek hayatta. Klipte oynayan karakterimiz perişan durumda ve bir puzzle parçaları var. Onu birleştirdiğinde kızı dünyada tutuyor, ama eksik parçaları bulamadığında ay tutuluyor ve kız kayboluyor. Ben bu depresif role bayağı çalıştım. Siyah giyerek, aynaya bakarak "Nasıl o perişanlığı yansıtabilirim?" diye düşündüm. Hatta oyunculuk dersleri de aldım ve klipte de bunu yansıttığıma inanıyorum. Klip için 2 hafta hazırlık yaptım.
Avustralya'dan Türkiye'ye Gelen Dostluk
Bahadır Tanrıvermiş, Avustralya'ya Gökhan Tepe'ye davul çalmaya gelmişti. Ben de Gökhan Tepe'ye gitarist olarak eşlik ettim ve orada Bahadır'la tanıştık. Sonra geri geldiğimizde Bahadır benim demolarımı Sony Music'e ulaştırdı. Beraber çalışmaya başladık. Canlı kayıtları yapmama yardımcı oldu, çok güzel fikirleri var. Bu yıl Tolga da katıldı aramıza. Kıbrıs'tan İstanbul'a geldi, orkestra şefi oldu. Hatta albümde bir şarkıyı da ona teslim ettim. Genel olarak üçümüz beraber yaptık albümü. Tabii ki başka arkadaşlarımızın da emekleri var. Çok keyifli bir takımız. Cümbüşü ve gitarları da ben çaldım. Benden çok daha iyi gitaristler var aslında ama onlara anlatacağım enerjiyi kendime harcarım ve kendi duygumu kendim daha iyi anlatırım diye düşündüm. Aslında iyi bir şey ama fazla zamanımı alıyor. Her şeye müdahale ediyorum, bir tek klibe karışmıyorum.

İnsanlara Ne Kadar Verirsen O Kadar Bolluk Gelir
Albümün için stüdyoda çalışırken ekibimi biraz zorluyorum ama kibarım. Kimsenin kalbini kırmam sonuca odaklanırım. "Arkadaşlar bu olmadı baştan" derim, "Ne tavsiye edersiniz?" diye sorarım, çözüm odaklı yaklaşırım. Zaten benim çevremdeki insanlar çok pratik, kimseyi kırmadan çözüm odaklı bir çerçevede çalışıyoruz. Biz gönlü bol olan insanlar olduğumuz için de işin maddi tarafı geride kalır. İnsanlara ne kadar daha fazla verirsen, sana da o kadar bolluk gelir ve o kadar kapılar açılır.
Benim Tarzım Buray'ın Tarzı
Yaptığım müzikle ilgili bir zamanlar çok fazla soru işareti vardı kafamda. Türk halk müziğiyle büyüdüm ben. Lisede rock ateşi, elektro gitar, orkestra derken rock ve pop müzikle tanıştım. Sonra gidip klasik müzik okudum. Bir dönem bir kimlik arayışı vardı kafamda. "Buray sen hangi tarza gideceksin?" diyordum kendime. Mezun oldum birçok sanatçıya eşlik ettim. Kendimi her alandan besledim ve sorunun cevabını en sonunda buldum. Aslında play tuşuna bastığımda o duygu beni yansıtıyorsa, bana ait olan müziği yapıyorum demektir. Ruhuma dokunan, bana ait olduğunu hissettiğim şarkıları söylüyorum. Bir baktım ki bu kadar zaman boyunca müzikten öğrendiğim tüm bilgiyi harmanlamışım ve Buray'ın duymak istediği tınıları yakalamışım. Hangi tarz dersen Buray'ın kendi tarzı derim, çünkü günümüzde tarz denen bir şey kalmadı.

Beste Yapmak İçin Beste Yapmak Esnaf İşi
Günümüzün taslaklarına bağlı kalmadan, hiçbir ticari kaygı gütmeden üretim var bende. Ekibimle beraber sadece kendi yaşadığımız aşklar, hikayeler ve kendi duymak istediğimiz müzikleri yapıyoruz. "Aman insanlar beğenecek mi?" diye kaygıya düşmediğimizde gerçekten insanlar beğeniyor. Bizde sırf beste yapıyor olmak için beste yapmak yasak ve esnaf işi.
Şu an hayat çizgimdeki zirveye doğru ilerliyorum. Müziği yarış olarak görmüyorum, benim yarışım kendimle. Hep daha iyisini yapabilmek için kendimle yarışıyorum. Bu işin sonu yok.

