Bu Serenat Çok Farklı

Bu Serenat Çok Farklı

O kalbi müzikle çarpan bir iş adamı. Çok genç yaştan itibaren müzik üretmeye başlamış. Ama müzik piyasasına biraz geç girdi. Girişi belki nicel anlamda öyle ortalığı yakıp yıkmadı ama nitel anlamda müzik dünyasına çok ciddi katkıları oldu. Üç tane dolu dolu albüme imza attı. Bunlardan son iki albümü ve özellikle son albümü “Serenat” çok ciddi bir müzikal alt yapıya sahip. Fatih Aydın, müzik adına çok nitelikli işlere imza atıyor. Onun albümlerini dinlemek, zengin alt yapılarını duymak çok büyük bir heyecan. İyi müzikten hoşlananların büyük zevkle dinleyeceği bir yorumcu. Fatih Aydın’la hem müziğini hem de müziğe dair düşüncelerini konuştuk.

Binlerce Şiirim Var

14-15 yaşından itibaren şiir yazmaya başladım. Binlerce şiirim var. Daha sonra onları 1990 yıllarında müziklerle harmanlamaya başladım. 88-89’dan itibaren hızla devam etti. Bunlar belli bir sayıya gelince artık bir patlama noktasıydı benim için, albümü yapmak zorunda kaldık. Hayatımın her zaman bir yerinde müzik ve şiir vardı fakat yaşam koşulları gereği bunu biraz ileri yaşlarda hayata geçirme şansım oldu. Bundan dolayı da çok mutluyum. 2015 yılında ilk defa “Şiirden Şarkılar” albümüyle müzik piyasasına giriş yaptık. Hemen ertesi yıl “45’lik Şarkılar” ve bu yıl da “Serenat” adlı albümü yayınladık.

Bu Serenat Çok Farklı

Batı Müziğiyle Doğu Müziğini Doğru Noktada Bir Araya Getirmeye Çalıştık

Bu albümde doğu sazları, batı sazları ve senfonik formları bir yerde, çok doğru bir oranda sunma ihtiyacı hissettik. Bir türkü bile olsa, o batı soundunu verdiğiniz zaman netice itibariyle şarkının değerinin, kalitesinin yükseldiğini ve daha üniversal bir ürün olduğunu, evrensel bir noktaya geldiğini hissettik. Bu bakımdan buna çok dikkat ettik. İşi asla senfonik formlardan uzak tutmamaya, kadim batı müziğiyle bizim doğu müziğini doğru noktada bir araya getirmeye çalıştık. İlk önce Çağrı Kodamanoğlu’nu bulduk. Çağrı çok uzun zamandır Kayahan’la ve birçok sanatçıyla çalışmış. Entelektüel düzeyde üst düzey bir arkadaşımız olduğu için Çağrı ile yola çıktık. “Şiirden Şarkılar” albümünü komple Çağrı’yla yaptık. Çok da güzel bir sound elde ettik. Çağrı o konforu verdi bana açıkçası. “Ben bunu tasarladım, bunu yaptık, böyle olacak” demedi. Birçok şeye beraber karar verdik. Sonra birinci albüm referans olunca Osman İşmen’le bir araya geldik ve Çağrı Kodamanoğlu, Osman işmen karışımı albümler oluşmaya başladı. Şimdi yeni albümde Ömer Faruk Paker’de yer alacak.

Bu Serenat Çok Farklı

Yirmi Yıl Sonra, Bugüne Ait Neyi Coverlayacaklar?

Son albümde sadece bir şarkının bir yerinde bir yerde köprü geçişi için koca Arp getirdiler stüdyoya. Taşımak da zor, bunu klavyeyle yapması da mümkündü, ama yapmadık. Bundan kaçınıyoruz. İdealist yaklaşıyoruz. Bu şekilde ilham vermek istiyoruz. İşini sanat gibi, sanatı da işin gibi yaparsan hiçbir problem kalmaz. Biz bunu her şeyden öte dinleyiciye olan saygımızdan vermek zorundayız. Artık hemen hemen herkes işin kolayına ve masrafsızına kaçıyor. Ama insanlar akşam bir yemekte, bir fasılda, bir yerde oturdukları zaman o 70’li yılların, 80’li yılların, 60’lı yılların şarkılarını dinliyor. Diğeri de kullan at Mc Donald’s. Hamburgerse bir tanesi, diğeri güzel bir fasılla hazırlanan yemek gibi düşünüyorum. Birini kullanıp atıyorsunuz diğeri kalıyor. Yine onlar kalacak. Bugün dikkat edersek üretilen müziklerin en az % 40’ı, % 50’si eskiden gelen cover şarkılar. Bakalım 20 yıl sonra neyi coverlayacaklar? Bugüne ait ne coverlanacak acaba?

Bu Serenat Çok Farklı

Artık Klip Müziğin Önüne Geçti

Albümün ilk klipini “Dön Bana” adlı şarkıya çektik, klipi İstanbul’da çektik. “Bu Sevda Sonum Olsun”un klibi Paris’te çekildi. “Hain Yıllar”ın klipini Prag’da çektik. Güney Afrika’da bile çektiğimiz klipler var.  Ben bir yandan da turizmci olduğum için ülkeler de görünsün, renk olsun diye düşünüyorum. Biz kliplerde hiçbir zaman abartma tarafına girmedik. Bazı dinleyicilerimiz “Şu klip daha güzel olabilirdi, şu klip şöyle olabilirdi” diye yazıyor. Biz müzik yapıyoruz. Söz yazıyoruz, şiir yazıyoruz. Bunun karşılığında simsiyah bir fonda da bunu söyleyebilirim. Ben müziğimi duyurmaya çalışıyorum. Bugün müzik dünyası öyle bir hale geldi ki klip müziğin önüne geçiyor. Başrolde klip oynuyor. Ben dizi oyuncusu değilim, film çevirmiyorum. Ben müzik yapıyorum. Mademki bu bir mecra, olabildiğince mütevazi, ekonomik, düzgün ve müziğimizle de eşleşecek şekilde klipler çekmeye çalışıyoruz. Kısaca kliplerde çok da kasmıyoruz.

Bu Serenat Çok Farklı

Türkiye’de 20-25 Milyon Bilgisayar Varken, 250 Milyon Dinlenme Nasıl Oluyor?

Bir şarkı 10 milyon dinlense ne olur? Keza bunlar da tartışılır. Türkiye’de 20-25 milyon bilgisayar var, ama bakıyorsunuz bir şarkı 250 milyon kez dinlenmiş. Demek herkes işi gücü bırakmış 10 milyon defa onu dinlemiş! Açıkhava konseri verirsiniz. Sonra kendi biletlerinizi bedava verseniz dolduramazsınız. Ustaların biri çıkar aylar öncesinden biletlerin hepsi tükenir. Halkın neyi dinlediğini hepimiz çok iyi biliyoruz.

Bu Serenat Çok Farklı

Gençler Yine Ahmet Kaya ve Cem Karaca Dinliyor

Bugün üretilen müzik benim müziğim değil. Ben hala Sezen’leri dinliyorum, Cem Karaca, Barış Manço, Fikret Kızılok, Ahmet Kaya ve Leman Sam’ları dinliyorum. Çok anormal güzel bir şarkı kulağıma gelirse dinlerim belki, ama son yıllarda o işe bakmıyorum. Benim tarzımda gelişmiyor yani şu an. Benim müzik zevkime göre değil hiçbiri. O üniversiteli çocuklar oturuyorlar yine Ahmet Kaya dinleyip hep beraber eğleniyorlar. Yine Cem Karaca’yı dinliyorlar. Kime isterseniz sorun yine o eskileri dinliyorlar. Tematik kanallar dışında radyolar ne yazık ki sanat müziği de çalmıyorlar, halk müziği de çalmıyor, özgün müzikte çalmıyor, nostaljik popta çalmıyor. Çok ciddi bir mecra sıkıntısı var bu tarz müziklerde.

03.11.2019
FACEBOOK
İNSTAGRAM