Vitrin Sevgililer
Selda Demirkıran
"Sosyal Medyada Mutluluk Pozu, Evde Yalnızlık Çığlığı"
.png)
Geçen gün bir kafede yan masama bir çift oturdu. İlk on dakika boyunca tek bir kelime etmediler; ikisi de telefonlarının ışığında, başka hayatların pırıltısını izliyordu. Sonra kadın aniden doğruldu, saçlarını düzeltti, adamın omzuna yaslandı ve o meşhur "mutluluk" pozu verildi. Fotoğraf çekildiği an, o sahte gülümseme yerini yeniden soğuk bir sessizliğe bıraktı. O an anladım ki; biz artık birbirimizi sevmiyoruz, biz sadece başkalarının bizi sevdiğini görmesini seviyoruz.
Işıltılı Karelerin Ardındaki Karanlık
Modern zamanın en büyük trajedisi bu: Vitrin sevgililer. Ekranı kaydırdığınızda karşınıza çıkan o muazzam akşam yemekleri, el ele tutuşulan gün batımları ve "iyi ki" ile başlayan romantik altyazılar... Oysa o karenin hemen dışında, masanın altında birbirine değmeyen ayaklar, söylenmemiş binlerce cümle ve paylaşılmayan bir hayat var. Vitrin ne kadar ışıltılıysa, dükkanın içi o kadar boş; poz ne kadar kusursuzsa, gerçek o kadar yaralı.
Alkışlarla Beslenen Yalnızlık
Neden yapıyoruz bunu? Çünkü gerçek mutluluğun sessizliğine güvenmiyoruz artık. Bir anın değerli olması için illa başkaları tarafından onaylanması, "beğenilmesi" ve alkışlanması gerektiğini sanıyoruz. El ele tutuşurken birbirimizin sıcaklığını hissetmekten ziyade, o anın ne kadar "estetik" durduğuna odaklanıyoruz.
Oysa aşk, kimse bakmıyorken ne olduğunuzdur. Işıklar söndüğünde, telefonlar kenara bırakıldığında, o filtrelenmiş fotoğrafların arkasındaki çıplak gerçekle baş başa kaldığınızda elinizde ne kalıyor? Eğer geriye sadece derin bir sessizlik ve geçiştirilmiş duygular kalıyorsa, o vitrin sizi kurtarmaya yetmeyecektir.
Evdeki Yabancı
Sosyal medyada "dünyanın en mutlu çifti" ilan edilenlerin, akşam aynı yatağa yattıklarında birbirlerine sırtlarını dönüp kendi dijital dünyalarına sığınmaları ne acı bir tezat. Binlerce insanın özendiği o hayatlar, aslında birer yalnızlık hapishanesine dönüşmüş durumda. Kalabalıkların içinde alkışlanan o sahte mutluluk, evin dört duvarı arasında yankılanan o çığlığı susturamıyor.
Birinin ruhuna dokunmak yerine, profilindeki fotoğrafına dokunmayı tercih ettiğimizden beri kalplerimiz nasır tuttu. Sevmek; bir kareye sığmak değil, birinin kalbinde yer kaplamaktır.

Son Söz: Vitrini Değil, Kalbi Doldurmak
Okuyucu dostum; hayat, başkalarına "ne kadar mutluyuz" diye kanıtlama çabası içine girilmeyecek kadar kısa. En güzel anlar, fotoğrafı çekilemeyen, sadece kalbe mühürlenen anlardır.
Gel, bugün bir değişiklik yap. O vitrini biraz karartalım. Telefonları sessize alalım, filtreleri kaldıralım ve yanımızdaki insanın gözlerinin içine, sadece orada olduğu için bakalım. Çünkü gerçek bir kalp atışı, binlerce "beğeni"den daha yüksek ses çıkarır. Ve unutma; vitrinler geçicidir, ama içeride büyüttüğün o bağ, senin tek gerçeğindir.
Kendi sessiz çığlığını, sahte bir pozla susturmaya çalışma. Çünkü günün sonunda, o vitrinle değil, o yalnızlıkla baş başa kalacak.


